jump to navigation

YÖRSAN patronu ilanlarla suç işliyor Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Sonuncu Kavga!.
add a comment

12 Aralık 2007, Çarşamba

Sendikada örgütlendikleri için işten atılan 400 işçi şimdi de basın yoluyla tehdit ediliyor. YÖRSAN işvereni dün gazetelere verdiği yarım sayfalık ilanla, çeşitli kurnazlıklarla gerçekleri çarpıtmaya yeltendi.

resim

HABER MERKEZİ Tek Gıda-İş Sendikası’nın önceki gün yaptığı 400 işçinin sendikalı olduğu için işten atılmasını protesto ettiği basın açıklamasının ardından, YÖRSAN A.Ş. Yönetim Kurulu gazetelere ilan vererek gerçekleri çarpıtma yoluna koyuldu. Tek Gıda-İş Sendikası da bunun üzerine dün “YÖRSAN Yetkilileri Halkı Yanıltıyor” başlıklı bir açıklama yayınlarak, işverenin suç işlediğini vurguladı. Sendika yayınladığı açıklamada, işverenin hem gerçekleri kamuoyunun bilgisinden gizlemekte, hem saptırmakta hem de çalışanlarına örtülü bir şekilde tehdit savurduğunu ifade etti.

Örgütlenen işçilere “birtakım kişiler” ifadesi
Yapılan açıklamada, işverenin verdiği ilanda, Anayasa, evrensel hukuk normları ve çalışma yasalarınca güvence altına alınmış bulunan sendikalaşma-örgütlenme hakkını kullanmak isteyen YÖRSAN işçilerini “birtakım kişiler” diye vasıflandırdığı belirtilirken, “iş barışına zarar verecek birtakım faaliyetler” olarak tanımlanan faaliyetlerin de örgütlenme faaliyetleri olduğu vurgulandı. Açıklamada, işverenin tamamen yasal bir faaliyet olan “sendikalaşma” adını bile kullanmaktan kaçındığı ifade edildi.

“Örgütlenmek anayasal hakkımız”
Tek Gıda-İş Sendikası açıklamasında, örgütlenme hakkının anayasal bir hak olduğunu ifade ederken, işverenin, “ben işçinin hak ve hukukunu koruyorum” demesinin sendikalaşma hakkının kullanılmasını engellemenin mazereti olamayacağını belirtti. Açıklamada “Aksi bir tutum ya da yaklaşım, hukukun üstünlüğü ve demokrasi ilkelerinin rafa kaldırılması; bunun da ötesinde faşizan bir bir yönetim anlayışının kabulü anlamına gelir ki; modern ve medeni bir ülkede bu tür bir uygulamanın asla yeri yoktur” sözlerine yer verildi.

“İşveren kendisini ihbar ediyor”
Tek Gıda-İş Sendikası işverenin gazeteye verdiği ilanda, “bu tür faaliyetlere izin verilmeyeceğini” ifade ederek alenen ve basın yoluyla açıklayarak suç itirafında bulunduklarını belirtirken bu eylemlerinin Türk Ceza Kanunu ile Sendikalar Kanunu çerçevesinde soruşturma ve yaptırımı gerekli kıldığını vurguladı. Açıklamada resmi görevlilerin bunu ihbar kabul ederek derhal yasal işlemleri başlatması gerektiği ifade edildi.

İşverenin, aba altından sopa göstererek, işçilerini tehdit ettiği ve bunun da ayrıca suç teşkil ettiğinin belirtildiği açıklamada, “YÖRSAN işçileri sendikalaşmak istemektedir. İşveren de salt bu nedenler müthiş bir işçi kıyımı gerçekleştirmişlerdir” sözlerine yer verildi.

Sendika işçilerin mücadelesinde sonuna kadar direneceğini, işveren yetkilileri bilmek zorunda olduğunu ifade ederken, işverenin Atatürk’ün adını kullanarak kendilerini temize çıkarma çabalarını, hayretle, ibretle ve esefle karşıladıklarını belirtti.

“Örgütlenme mücadelemiz sürecek”
Tek Gıda-İş Sendikası Yönetim Kurulu’nun yaptığı açıklama, “YÖRSAN işveren yetkililerini, çalışanlarının sendikal haklarına saygılı davranmaya ve işten çıkarılan üyelerimizi derhal işe başlatmaya bir kez daha davet ediyoruz. Örgütlenme mücadelemizi bu tür baskılarla sindirmenin mümkün olmadığını da bir kez daha hatırlatmayı görev sayıyoruz” sözleriyle son buldu.

YÖRSAN işçisine destek
Türkiye Haber-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Akcan yazılı bir açıklama yaparak, YÖRSAN’da sendikal örgütlenme nedeniyle yapılan işçi kıyımını şiddetle kınadıklarını ifade etti.

Akcan, yaptığı açıklamada işverenin tutumunun, ”sendikal örgütlenmenin önündeki yasal engelleri ve işçi düşmanlığını açıkça ortaya koyduğunu” söyledi. Akcan açıklamasında, “İş yasalarına göre, çalışanların bir sendikaya üye olması ve üyeliğini sürdürmesi anayasal bir haktır” sözlerine yer verirken “Haksız yere işten çıkarılan işçileri destekliyoruz” dedi.

Liman-İş’ten de destek
Liman-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu da bir açıklamayla, YÖRSAN’da yaşanan işçi kıyımını protesto ettiklerini vurgılarken, açıklamada “Tek Gıda-İş Sendikamızı ve sendikal örgütlenme nedeniyle işten çıkarılan işçileri bu onurlu mücadelesinde destekliyoruz” sözlerine yer verildi.

OLEYİS, grevde kararlı Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Sonuncu Kavga!.
add a comment

11 Aralık 2007, Salı

Kocaeli Üniversitesi kantinleri ve otelindeki çalışan OLEYİS üyeleri, baskı ve tehditlere rağmen grev uygulamasında kararlı olduklarını açıkladı.

resim

HABER MERKEZİ DİSK’e bağlı Otel, Lokanta, Eğlence Yerleri İşçileri Sendikası’na (OLEYİS) üye Kocaeli Üniversitesi kantinleri ve otelindeki çalışanlar, toplu iş sözleşmesinin çıkmaza girmesi üzerine alınan grev kararını uygulamakta kararlı olduğunu açıkladı.

Üniversitenin Umuttepe Yerleşkesi önünde konuşan OLEYİS Genel Sekreteri Mehmet Emin Ünal, örgütlenme sürecinden itibaren baskılarla karşılaştıklarını dile getirerek, ”Örgütlenme sürecinden itibaren 75 işçi işten çıkarıldı. İşçilerin servisleri kaldırıldı, işçiler sendikadan istifa etmeye zorlandı. İşverenin çeşitli bahanelerle sözleşme masasına gelmedi. İyi niyetimiz askıya alındı. Rektörlük üyelerimize baskı yaparak grev oylaması için imza topladı. Yaptığımız oylamada ‘greve evet’ çıktı” dedi.

Haksızlığa son verilmeli
Ünal, büyük sermaye gruplarının işçi sınıfına yaptığı baskıların aynısının bir bilim yuvasında yapılmasının kabul edilemez olduğunu da ifade ederek, şunları kaydetti:

”Bu büyük bir acıdır. Haksız ve hukuk dışı uygulamalarla direniş kırılmaya çalışılıyor. Haklarımızı yasal sınırlar içinde sonuna kadar arayacağımızı bildiriyoruz.” OLEYİS Kocaeli Temsilcisi Barış Aşan da, 12 Eylül sürecinden sonra ilk kez üniversitede bir grevin yapılacağını belirterek, ”Kantinlerin zarar ettiği söyleniyor. Ama kantinler kira ödemiyor. 8-9 yıldır çalışan arkadaşlarımız 525 YTL alırken, sendikaya üye olmama şartı ile işe alınanlar ise 750 YTL’den iş başı yaptırılıyor. Bu nasıl bir eşitliktir, bunun neresi bilim ve insanlığa sığıyor” dedi.

Şubat ayından itibaren devam eden görüşmelerde anlaşma sağlanamadığı için alınan grev kararının uygulama tarihi 13 Aralık Perşembe günü belli olacak.

Yörsan işçisi kararlı Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Sonuncu Kavga!.
add a comment
11 Aralık 2007, Salı

Yörsan’da atılan işçi sayısı 400′e ulaştı. İşçi örgütlenmesine karşı patron terörünün yaşandığı Yörsan fabrikasında, işçiler kararlı duruşlarından taviz vermiyor. Patronun mafyavari yöntemleri devreye soktuğu işyerine ilişkin olarak, dün Tekgıda-İş’ten bir açıklama geldi.

resimHABER MERKEZİ Türk-İş’e bağlı Tekgıda-İş Sendikası, Yörsan patronunun son günlerde işçilere yönelik yoğunlaşan baskı ve hukuksuzluklarına karşı dün bir açıklama yaptı.

Açıklamada, 350 civarında Yörsan işçisinin dört ay önce Tekgıda-İş’e üye olması ve toplu iş sözleşmesi için yetki başvurusunda bulunmasıyla başlayan gerginliğin, işçilerin çıkarılmasıyla sonuçlandığı; işten çıkarılanların sayısının 400’e ulaştığı belirtildi.

Fabrikada çalışan 400 kişinin, sürekli olarak iş yerinde çalışmalarına rağmen “stajyer” adı altında sigortasız çalıştırıldığı kaydedilerek, şu ifadelere yer verildi:

“Önce üyemiz Mehmet Karaman, adeta mafya usulüyle, bir bağ evine götürülüp sendikadan istifa etmesi için fiziksel şiddete maruz bırakılmış, ‘ayağına kurşun sıkmakla’ tehdit edilmiştir. Buna mukabil üyelerimizin sendikalaşmada kararlılık göstermesi sonrasında, geçen Çarşamba günü 12 kişiyle başlamış olan işçi çıkarımı, Perşembe günü 110’a, Cuma günü 240’a ve Cumartesi günü de 400 kişiye ulaşmış bulunmaktadır.”

Açıklamada, işveren zorbalığına karşı örgütlenme mücadelesinin süreceği vurgulanırken şu ifadelere yer verildi:

“Sendikamız, üyelerimizin anayasa ve yasalardan kaynaklanan örgütlenme haklarını, böyle kaba güç gösterileri ve hukuksuzlukla yok etmeye çalışan işverene karşı her türlü meşru mücadele yöntemini kullanmakta kararlıdır. Baskı tehdit ve şiddetle örgütlenme mücadelemizi durdurabileceğini sanan işveren hesabını çok iyi yapmalıdır.”

Açıklamada, işverenin yasadışı lokavt yaparak çevre köylerden hiçbir deneyimi olmayan kişileri topladığı ve üretim yapmaya devam ettiği belirtilerek, “İnsan sağlığı için tehlikeli olabilecek üretimi hukuki yollardan engelleyebilmek için her türlü girişimi yapacağız. İşvereni çalışanlarının sendikal haklarına saygılı olmaya davet ediyor, aksi taktirde toplumu bilgilendirme amaçlı kampanyalar da dahil olmak üzere her türlü meşru yöntemle mücadeleye devam edeceğimizi ve doğacak sorunlardan da yalnızca işverenin sorumlu olacağını kanuoyuna ilan ediyoruz” denildi.

Grevin sesi yok Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Köşe Yazıları.
add a comment

İlker Belek 10 Aralık 2007, Pazartesi

Hepsine tamam:

Yeni teknolojiler istihdam hacmini daralttı, işsizliği artırdı. Üretim hattı ve emek organizasyonu parçalandı. Artık pek çok işi evde, yolda, otobüste, vb. yapmak olanaklı. İşyeri kavramı belli ölçülerde de olsa tarihe gömülüyor. Büyük şirketler üretim aşamasının bazı kısımlarını, bilgisayarlaşmanın verdiği güçle denetledikleri taşeron firmalara devrediyorlar. Üretim birimleri küçülüyor. Bunlar işçi sınıfının fiziksel olarak da parçalanmasına, eskisine göre daha zor örgütlenmesine neden oluyor. Bu ortamda, işçinin kendisini bir sınıfın üyesi olarak hissetmesi çok zor.

Doğru.

Ama şunlar da doğru:

Bir: Dünyada ve özel olarak Türkiye’de hem sol hem de sendikalar bu doğrulara neredeyse hiç sorgulamadan teslim oldular. Fikri düzeydeki bu teslimiyet mücadele alanından çekilmenin ilk adımıdır.

İki: Teknolojik gelişmeyle ilişkilendirilebilecek sorunların dışındaki konularda, örneğin, çalışma saatlerinin uzatılması, çalışma biçimlerinin düzensizleştirilmesi, ücretlerin düşürülmesi, kalite çemberleri (ki bu ideolojik bir mekanizmadır) karşısında da bir şey yapılamamış, bütün bunlar genel bir bütün içinde sınıfa sunulamamış, hatta bu yönde anlamlı bir çaba gösterilmemiştir. Tam tersine ulusal güvenlik gerekçesiyle Türk-İş mücadeleyi bıraktığını açıklayabilmekte, solcu sendikalar ise eleştirilerini kapitalizmin neoliberal dönemiyle sınırlı tutmakta ve kapitalizmin sosyal devlet dönemini talep olarak öne çıkarmaktadır. Bunlar açıkça sınıfa ihanettir.

Kısacası yenilgiyi teknolojiyle açıklamak tamamen indirgemeci bir yaklaşım olur ve sınıf mücadelesinde siyasal gardın düşürülmesinin yarattığı bozgunu görmemizi engeller.

En nihayet: Bugün grevler halen çok önemli oranda kalabalık işyerlerinde gerçekleşmektedir ve bu grevlerde, sendikaların üzerlerine düşen işi yaptıklarını söylemek son derece zordur. İş derken grev öncesi ve sırasındaki sistem karşıtı siyasal eğitimden hiç söz etmiyorum. Sendikalar grevde kendi “mesleki” işlerini bile yerine getirmiyorlar.

Hepimize umut veren Telekom ve Novamed grevlerine bakalım. Grev katılan işçilerin bilincini değiştiriyor. Ancak net olarak görülmesi gereken başka şeyler de var. Ve bunlar hiçbir mazeretin mazur gösteremeyeceği cinsten sendikalara ilişkin sorunlar.

Örneğin, Telekom grevi bir gece yarısı sendikacılar ve siyaset erbabı tarafından Ankara’nın bir lokantasında çorbaya kaşık sallanarak bitirilmiştir. O geceki mutabakatın ortada halen yazılı bir sonucu yoktur.

Bu grev sürecinde sendika grevi toplumsallaştırmak, taleplerini topluma anlatmak bakımından hemen hiçbir şey yapmamıştır. Grev, sol basında bile ancak, grevci işçilerin zorla çalıştırılması sırasında yaşanan arbede ve gözaltılar ile “sabotaj” haberleri üzerinden yer bulabilmiştir. Dayanışma amacıyla her işçiden 5 liralık katkı toplanması projesini dışarıda tutarsak.

Telekom’daki sendikanın dünya görüşü bellidir denilebilir, ancak, aynı sorun Novamed’de de geçerlidir. Grevi örgütleyen sendikanın diğer kitle örgütlerini ziyareti ve onların iadei ziyaretinin ötesinde, grevi (en azından) Antalya kamuoyunun gündemine sokmak açısından hemen hiçbir şey yapılmadığını ben biliyorum.

Bugün sendikacılık masa başı istişareleri düzeyine indirilmiştir. Örneğin hükümetin ilgili bakanlarıyla görüşme ayarlayacak arabulucuların bulunması, Avrupa’daki sendikal yapılarla temas edilerek hükümet üzerinde değişik baskı mekanizmalarının harekete geçirilmesi böyledir. Buna karşılık grevi emekçi sınıfların diğer kesimlerinin gündemine sokmak, militan bir sınıf dayanışması yaratmak, grevci işçilerin sınıf psikolojisini geliştirecek sosyal etkinlikler düzenlemek, siyasal hareket refleksleri üretmeye yönelik eğitimler gerçekleştirmek, özel bir sektörün sınıfsal sorunlarını ilgili mekanın halk sınıflarının gündemine taşıyarak yaygın bir sınıf bilincinin gelişmesine katkıda bulunmak, kısaca sınıfa güç vererek, sınıftan güç almak gibi bir perspektif hiç yoktur. Üstelik bu bir eksiklik değil, kasıttır.

Bu tutumun nedeni, “sorunu” fazla büyütmeden, karşı tarafla anlaşmanın bir yolunun bulunması çabasıdır. Bu görüşe göre bir kaşık suda fırtına koparılmanın alemi yoktur, bu nedenle de dikkat çekecek, birilerini rahatsız edecek tarzdaki eylemlerden özel olarak kaçınılmalıdır. Dolayısıyla benim sınıf dayanışmasını yaratacak işler olarak önerdiklerim, sendika yönetimleri tarafından sorunu büyütmek olarak algılanan türden şeylerdir. Grevci işçiler grevin başlamasıyla birlikte evlerine dağılmakta, grev birlikteliği geliştereceği yerde işçiyi atomize etmektedir.

Daha da kötüsü, sendika yönetiminin, söz ettiğim önerileri kendilerine götüren siyasal yapılarla grevci işçilerin temasını özel olarak engellemeye çalışan tutumudur.

Kısaca: Bugün sendikalar, görülebildiği kadarıyla, en militan ve solda gözükenlerin de önemli kısmı dahil, daha mücadelenin başında “en kısa zamanda nasıl anlaşabiliriz”in hesabını yapar durumdadır.

İşte bu noktada, emek organizasyonunun parçalanması, üretim sistemlerindeki değişim, vb. kavramların tümü mevcut gerçeğin karşısında pek şımarık kalmaktadır.

Herkesin bu iki greve çok büyük sempati beslediğini, Novamed’in, grev süresinin uzunluğu, işçi kadınların samimi direngen duruşu nedeniyle bütün solu ve özellikle kadın örgütlerini büyük heyecana sürüklediğini biliyorum.

Sol üslupta “gaz vermenin” bir yeri vardır. Olumluluklara basmak, olumsuza teslim olmamak solun tarzıdır. Mücadele, olduğu kadarıyla bile, büyük deneyim birikimi sağlar. Ancak, grev süreçlerinde ve genel olarak sendikal mücadelede yukarıda tanımladığım baştan ikna olmuş tutum görülmez ve bu tutumun siyasal açıdan sağ içeriği anlaşılmazsa, grevlerin, bırakın kazanımla sonuçlanmasını, olumlu bir birikim bile sağlayamayacağı kabul edilmelidir.

İşçi değil fabrikatör çocuğu Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Sonuncu Kavga!.
add a comment

9 Aralık 2007, Pazar

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Türk-İş Genel Kurulu’na “ben de sizdenim işçi çocuğuyum” diyerek seslendi. Aynı yerde iki gün önce konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan da “ben de işçiydim” demişti. Baba Gül’ün 35 yıldır “kendi” işini yapan bir patron olduğu, Başbakan’ın ise gıda toptancılığını yakın zamana kadar sürdürdüğü biliniyor. “Empati” şovu işçi sınıfına dönük büyük saldırıyı makyajlamaya yarıyor.

soL Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) 20. Olağan Genel Kurulu’nun dünkü oturumuna katılan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, delegelere “ben de sizdenim, işçi çocuğuyum” diyerek seslendi. Şu anda cumhurbaşkanlığı görevini yürüttüğünü de belirten Gül, Türkiye’de sınıfların kırıldığını öne sürdü.

“Emek, kazanç ve hak edilmiş kazanç kutsaldır” diyen Gül, Türk-İş’in 55 yıl önce Türk sendikacılığını başlattığını ve sendikacılığın ocağı olduğunu ifade etti.

Babası Ahmet Hamdi Gül’ün 45 yıl önce Türk-İş’e bağlı Harb-İş Sendikası’nda görev aldığını söyleyen Gül, “Şu anda da çalışıyor. Çalışanları ile çocuk-baba şefkati içinde. Ben şimdi cumhurbaşkanıyım. Bununla şunu söylüyorum. Demokrasinin, cumhuriyetin, bugünkü Türkiye’nin aslında hangi noktada olduğunu söylüyorum. Sınıfların kırıldığını, eskisi gibi bir ayrım olmadığını. Türkiye’nin artık çok açık bir toplum olduğunu söylüyorum” şeklinde konuştu.

Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçildiği günlerde babasının “mesleği”, özellikle de İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere belediyelerle yaptığı işler uzun uzun tartışılmıştı. 35 yıldır Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde bir fabrikası bulunan Asteksan isimli şirketin sahibi olan Baba Gül, Erbakan’ın Kayserili kasalarından biri olarak da biliniyor. Baba Gül’ün hikayesi “sınıfların kırılması”ndan çok Milli Görüş’e dayalı bir “sınıf atlama” örneği olarak anlatılıyor.

“Çankaya’nın kapıları açık”
Konuşmasının devamında Cumhurbaşkanı seçilmeden önce işçi sendikalarının yetkilileri ile görüş alışverişinde bulunduğunu dile getiren Abdullah Gül’ün, “Cumhurbaşkanı olduktan sonra da sizlerle görüştüm. Çankaya’nın kapısını sizlere açık tutuyorum” sözleri Telekom’da yaşananları hatırlattı. Cumhurbaşkanı Gül, Telekom grevinin bitirilmesi için inisiyatif üstlenmişti. Suudi Kralı Abdullah’ı kaldığı otelde ziyaret etmiş, yaptıkları görüşme doğrultusunda da Türk-İş Başkanı Salih Kılıç’a ricaları iletmişti.

Gül bu misyonunu dünkü konuşmasında “Hem çalışanlarla, hem de çalıştıranlarla bu huzur ortamının korunması çok önemli. Tabii ki, hakkınız için haklı mücadelenizi vereceksiniz. Bunu yaparken, Türkiye’nin hep beraber yüceltilmesi, güçlendirilmesi kaçınılmaz noktadır. Hem çalışanlarla, hem de çalıştıranlarla ilişkilerimi en iyi şekilde muhafaza ederek, bu çalışma ortamının barışçıl bir biçimde gelişmesi için elimden geleni yapacağım” sözleriyle özetledi.

“Ben de işçiydim”
Gül’den iki gün önce aynı yerde konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan “Ankara’da işçi dostu bir hükümet olduğunu” ileri sürerek kendisinin de geçmişte İETT’de işçi olarak çalıştığını, Türk – İş’in de sendikanın değil işçi hakkını savunan bir sendika olduğunu söylemişti.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın Türk-İş Genel Kurulu’nda “halden anlayan” ve “işçi” kimliği ile sözde de olsa bitişmeye çalışan konuşmalar yapmaları öncesinde de hazırlıkları olan ancak Telekom grevi ile iyice elzem hale gelen kapsamlı bir “sendikal” operasyonun parçası olarak değerlendiriliyor. Bir yandan işçi sınıfına yönelik olarak Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı saldırılarından birini yürüten siyasi iktidarın sadece genel kurul şovu peşinde olmadığı, mevcut teslim olmuş haliyle bile Telekom grevi benzeri kazalara açık sendikal yapıyı tahkim etmeyi amaçladığına dikkat çekiliyor.

Devletin tepesindeki iki ismin Türkiye’deki en büyük işçi konfedarasyonunun toplantısında işçi sınıfının en temel kazanımlarını ortadan kaldıran sosyal güvenlik düzenlemesi, ekonomiden sorumlu devlet bakanının ücret düzeyini yüksek bulan sözleri, asgari ücreti 20 yaş önerisi ile daha da aşağıya çekmeye dönük çabalar yokmuşçasına bu cümleleri kurabilmeleri de hayretle karşılanıyor.

Belediye şoförlerine polis saldırısı Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Gaziantep, Sonuncu Kavga!.
add a comment
8 Aralık 2007, Cumartesi

Özelleştirme sonucunda işsiz kalan Gaziantepli otobüs şoförleri, Demokrasi Meydanı’ndan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi önüne yürümek isteyince polis engeliyle karşılaştı. İşçileri durdurmaya çalışan polis, işçilerin kararlı tutumunu kırmak için 31 işçiyi gözaltına aldı.

resimsoL (Antep) Gaziantep’te özelleştirme sonucu yaşananların işsiz bıraktığı belediye şoförlerinin eylemleri engellemelerle birlikte sürüyor. İhaleyi aldıktan sonra sorumluluklarını yerine getirmeyerek otobüsleri bağlayan Kevser A.Ş. ile sürece sessiz kalan büyükşehir belediyesinin tavrında bir gelişme olmayınca eylemlerini artıran TÜMTİS üyesi şoförler, her gün belediye önüne yürüyorlar.

Seslerini duyurmak için her olanağı kullanmaya çalışan işçiler Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey’in katılacağı Kardeş Şehirler El Sanatları Sergisi’nin açılışının olduğu Demokrasi Meydanı’nda toplandılar.

Sloganlarla belediye başkanını göreve çağıran işçileri engellemek isteyen polis yetkilileri, işçileri dağıtmak için uyarıda bulundu. TÜMTİS Genel Örgütlenme Sekreteri Muharrem Yıldırım işçilerin kanunsuz bir şey yapmadıklarını söyleyerek eylemi sürdüreceklerini belirtti.

İşçilerin serginin açılacağı çadıra doğru yürüyüşe geçmeleri üzerine polisle işçiler arasında yaşanan arbede sonucunda 31 işçi gözaltına alındı. Olay sırasında “baskılar bizi yıldıramaz” sloganını atan işçiler haklarını almak için ne gerekiyorsa yapacaklarını belirttiler.

Daha sonra işçilerin savcı tarafından serbest bırakılması ile TÜMTİS binasında görüş aldığımız Muharrem Yıldırım haklı eylemlerinin süreceğini belirterek işçilerin her şeyi göze aldıklarını söyledi. Her gün saat onda Demokrasi Meydanı’nda toplanarak büyükşehir belediyesi önüne yürüdüklerini ve Asım Güzelbey ile görüşmek istediklerini hatırlatan Yıldırım bugün de aynı yerde olacağız, bizi copla yıldırmaya çalışıyorlar ama başarılı olamayacaklar. Çünkü işçilerin kaybedecek bir şeyleri kalmadı. Sonuna kadar direneceğiz dedi.

Bugün yapılacak işçilerin yürüyüşüne Yurtsever Cephe İşçi Birliği de destek verecek.

Gaziantepli işçilerden Mersin direnişine destek Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Gaziantep, Sonuncu Kavga!.
add a comment
23 Mart 2007, Cuma

Mersin Serbest Bölgesi’nde ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle sürdürülen direniş 5. gününü tamamladı. Emperyalizme Karşı Yurtsever Cephe Gaziantep Tekstil İşçileri, hazırladıkları bir bildiriyle direnişteki işçilere destek verdiler.

resimsoL (Mersin) Mersin Serbest Bölgesi’nde ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle sürdürülen direniş 5. gününü tamamladı.

Önceki gün Newroz nedeniyle yalnızca temsilciler düzeyinde süren eylem, dün sabah 8:00’de işçilerin Serbest Bölge’ye gelmesiyle başladı. Saat 12:00’ye kadar devam eden eylemi kırmak için patronlar, işçilerin taleplerini kabul ettiklerini açıkladılar. İşçileri bölmek için yapılan bu yönlü açıklamaların kısmen başarılı olduğu gözlendi. Diğer yandan, işçi servislerinin dün çalışmaması nedeniyle de önceki günlere göre, eyleme katılım düşük kaldı.

Gaziantepli Yurtsever Tekstil İşçilerinden destek
Emperyalizme Karşı Yurtsever Cephe Gaziantep Tekstil İşçileri, hazırladıkları bir bildiri ile direnişteki işçilere destek verdiler. Serbest Bölge’de Yurtsever Cephe-Mersin üyeleri tarafından dağıtılan bildiride, Mersinli işçilerin yalnızca kendileri için mücadele etmedikleri belirtilirken, elde edilecek kazanımların ülkedeki tüm emekçilere cesaret vereceği vurgulandı.

Bildiri şu mesajlarla son buldu:
“Biz Gaziantepli tekstil işçileri olarak başlatmış olduğunuz eylemi yürekten destekliyoruz. Buradaki işçilere yaptıklarınızı anlatıp umudumuzu arttırıyoruz. Biliyoruz ki siz vazgeçmedikçe, adımlarınızı daha sert basmaya devam ettikçe, kazanan hepimiz olacağız. Bize reva görülen yoksulluğa karşı, sefalete karşı, karanlık geleceklere karşı örgütlü mücadele tek seçeneğimiz.

Hep aklınızda olsun sadece kendiniz için mücadele etmiyorsunuz. Kazanımlarınız memleketin her tarafındaki emekçilere cesaret verecektir.

Bilmelisiniz ki Gaziantepli kardeşleriniz yürekleriyle ve akıllarıyla her zaman size destek olacaktır. Hepinize, Hepimize kolay gelsin…”

Yurtsever Cephe’den Tüm Yurtseverlere Çağrı Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Yurtsever Cephe.
Tags: , ,
add a comment
YURTSEVER CEPHE’DEN TÜM YURTSEVERLERE ÇAĞRI
Mart 2005
Bizler, Türkiye Komünist Partisi’nin çağrısıyla ülkemizin dört bir köşesinde kurulmuş olan yurtsever inisiyatiflerin temsilcileri olarak, emperyalizme karşı YURTSEVER CEPHE’yi oluşturduğumuzu, dosta düşmana ilan ediyoruz.Çünkü ihaneti gördük.Ülkemizi AB’ye, AB’ye dair boş hayalleri de halkımıza pazarlamaya çalışan işbirlikçi sermaye cephesinin karşısına, bağımsızlık, eşitlik ve özgürlüğe dayalı geleceğimiz için çıkıyoruz.Kaderimizin Brüksel’de, Berlin’de, Paris’te ya da Londra’da tayin edilmesine izin vermeyeceğiz.Kaderimizin Washington’da ya da bir başka emperyalist merkezde tayin edilmesine de izin vermeyeceğiz.

Emperyalistlerin çıkarları için öldürmeye ve ölmeye göndereceğimiz tek bir gencimiz yok bizim. ABD’ye, AB’ye ya da NATO’ya askeri üs olarak kullandıracağımız tek bir karış toprağımız yok bizim. Uluslararası tekellere pazarlayacağımız ya da onlara pazar yaratmak için üretim dışı bırakacağımız tek bir fabrikamız, tek bir maden yatağımız, tek bir kamu kuruluşumuz, tek bir dönüm tarlamız yok bizim. “Uluslararası rekabetin gerekleri” adına işsiz kalmasına ya da köle gibi çalıştırılmasına izin verebileceğimiz tek bir insanımız yok bizim.

Geleceğimiz, satılık değil.

Geleceğimiz, sahipsiz de değil.

Geleceğimiz, bu ülkenin yurtsever insanları olarak, bizim ellerimizde.

Geleceğimizin satılmasından çıkar ummayan, “ulusal çıkarlar” ya da “jeo-politik çıkarlar” adı altında ülkemizi şu ya da bu emperyalist ya da kapitalist bloklaşmanın parçası haline getirmeye çalışmayan, halklar arasında düşmanlık yaratmak istemeyen ve sermaye egemenliğine karşı emekten yana olan herkesin yeri, YURTSEVER CEPHE’dir.

YURTSEVER CEPHE, işçisiyle, köylüsüyle, aydınıyla, kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla, hekimiyle, hukukçusuyla, mühendisiyle, emekli askeriyle, öğretmeni ve öğrencisiyle, sanatçısıyla, gazetecisiyle, işsiziyle ve her kesimden insanıyla tüm yurtseverleri,

• Emperyalist ülkelerle kurulmuş her tür bağımlılık ilişkisinin sona erdirilmesi için,

• AB’ye üyelik sürecinin derhal durdurulması, Gümrük Birliği’ne son verilmesi ve tüm AB kurumlarından çıkılması için,

• Başta NATO, IMF ve Dünya Bankası olmak üzere, emperyalizmin tüm askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel kuruluşlarıyla tüm bağların koparılması için,

• Ülkemizin her tür yabancı askeri varlıktan arındırılması için,

• Ülke sınırları dışında bulunan tüm askerlerimizin geri getirilmesi için,

• Bölgemizdeki tüm halklar arasında barışa, kardeşliğe ve eşitliğe dayalı ilişkilerin kurulması için,

• Uluslararası tekellerin ülkemizdeki tüm varlıklarının kamulaştırılması için,

• Ülke kaynaklarının kalkınmamız ve ilerlememiz için en etkin şekilde kullanılmasına yönelik sanayi ve teknoloji politikalarının geliştirilmesi ve uygulanması için,

• Tarımın ve hayvancılığın yıkıma uğratılarak, Türkiye’nin kendini besleyemez duruma düşmesine izin vermemek için,

• Eğitim ve kültür alanlarındaki emperyalist kuşatmanın kırılması için,

• Avrupa Birliği ve benzeri konularda topluma sistematik bir biçimde dayatılan yalanlara karşı, insanlarımızın aklını özgürleştirici haber ve bilgi toplamak, üretmek ve yaymak için,

• Bölgemizde ve dünyada emperyalist saldırganlığa maruz kalan ve ülkeleri işgale uğrayan halklarla dayanışmak için,
kısacası, geleceğimizi kendi ellerimizle kurmamız için, mücadeleye çağırıyor.

Yurtsever Cephe’nin Yolu Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Yurtsever Cephe.
add a comment
YURTSEVER CEPHE’NİN YOLU
Mart 2005
Yurtsever Cephe, yurdunu sevenlerin; meydanı emperyalist yağmacılara ve onların işbirlikçilerine terk etmeyenlerin; çürümeye, gericiliğe ve eşitsizliklere karşı duranların hareketidir. Hareket, toplumsal gücünü emekçi halktan, tarihsel dayanaklarını topraklarımızdaki emperyalizme karşı mücadele geleneğinden alır. Özgür, bağımsız, onurlu bir ülke haline getirmek için yola koyulduğumuz Türkiye, işgalcilere, zalimlere ve onlarla işbirliği yaparak ceplerini dolduran para babalarına terk edilmeyecek kadar değerlidir.

İşçileri, emekçileri, yoksul köylüleri, öğrencileri, aydınları, kısacası yaşamını başkalarının sırtından kazanmayan herkesi, bugüne, geleceğimize ve ülkemize sahip çıkmak için, güçlerini aşağıdaki ilkeler etrafında bir araya getirmeye çağırıyoruz:

1. Türkiye bağımlılık zincirlerini koparmalıdır

a) Emperyalist ülkeler ve uluslararası tekeller, çıkarları bu yapılarla örtüşen işbirlikçi hükümetlere yeni-liberal politikalarını kabul ettirmişlerdir. Bu politikalar, IMF, Dünya Bankası ve diğer emperyalist kurumlarca dikte ettirilmekte ve uygulamaya konulmaktadır. Ülkemizi yoksullaştıran, borçlandıran ve uluslararası tekellerin yağması karşısında savunmasız bırakan bu politikalara karşı durulmalı, söz konusu kurumlarla yapılan tüm anlaşmalar tek taraflı olarak feshedilmeli, halkımıza dayatılan yasal ve idari düzenlemeler iptal edilmelidir.

b) Avrupa Birliği’nin ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda Türkiye’yi sömürgeleştirmesinden başka sonuç vermeyen “reform” süreci durdurulmalı, Avrupa Birliği’ne üyelik talebi geri çekilmeli, Gümrük Birliği’nden çıkılmalıdır.

c) Güvenliğimizi tehdit eden ve Türkiye’yi emperyalist ülkelerin Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar’daki askeri maceralarının peşine takan NATO’dan çıkılmalı; ABD, İsrail ve diğer emperyalist ülkeler ile yapılan stratejik işbirliği anlaşmaları yırtılıp atılmalı; ülkedeki bütün ABD ve NATO üslerine el konulmalıdır.

d) Dış politika, barışçı, başka ülkelerin iç işlerine karışmayan, sınırların emperyalist ülkeler tarafından değiştirilmesine karşı duran, halkların karşılıklı çıkarlarını gözeten ve halklar arası dostluğu pekiştiren bir biçimde yeniden düzenlenmelidir.

e) Başta ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi adı altında Kafkaslar ve Ortadoğu’da yürüttüğü yayılmacı siyaset olmak üzere, emperyalist ülkelerin açık işgal, askeri müdahale ve hükümet darbeleri gibi yöntemlerle dünya halklarını köleleştirmeye dönük bütün girişimlerine karşı, ezilen halklar ve direnen yurtsever güçlerle işbirliği yapılmalıdır.

f) Emperyalist ülkelerin bölme oyununa ve Türk-Yunan gericiliğinin kışkırtmalarına karşı bağımsız bir Kıbrıs hedeflenmeli, Kıbrıslıların ortak devlet mücadelesine yardımcı olunmalı ve Kıbrıs’ın bütün yabancı asker ve üslerden arındırılması için çaba harcanmalıdır.

2. Türkiye piyasa terörüne, karanlığa ve parçalanmaya teslim edilemez

a) Emekçi halkımızı yoksullaştıran, işsizliği tırmandıran, sanayiyi ucuz işgücüne dayalı imalata indirgeyen, yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi iç ve dış sömürücü güçlerin talanına terk eden, sosyal güvenlik sistemini çökerten, eğitim ve sağlık gibi temel yaşamsal gereksinimleri paralı hale getiren, tarımı yıkıma uğratan, özelleştirmeci piyasa politikalarıdır. Bu politikalara karşı cephe açmaksızın Türkiye’nin emperyalist ülkelerin tahakkümünden kurtarılması olanaksız olduğundan, sermaye sınıfına karşı siyasal, ekonomik ve ideolojik mücadele yükseltilmelidir.

b) Türkiye emekçi sınıflarının ayağa kalkmasını önlemek, bağımsız ve onurlu yaşam özlemlerinin önüne geçmek için yıllardır emperyalistlerce desteklenen yobaz güçlere ve “ılımlı İslam” projesine karşı emekçi aydınlanması savunulmalı, ülkemizin inanan insanları, farkında olmadan emperyalizme hizmet etmekten kurtarılmalıdır.

c) Türkler, Kürtler ve ülkemizde yaşayan diğer halklar, ortak bir kurtuluştan başka çıkış yolu olmamasından ve bu ortaklığın emperyalizme karşı mücadelede sağlanabileceğinden hareketle, emperyalist ülkelerin parçalayıcı ve sömürgeleştirici politikalarıyla devletin bu politikalara güç veren inkârcı ve ırkçı uygulamalarına karşı birleşmelidir.

3. Halkımız taraf olmalıdır

a) Halkımız haksızlıklara karşı taraf olmalıdır. Haksızlıkları kanıksayan bir halk, haksızlığa uğramaya mahkûmdur.

b) Halkımız adaletsizliğe karşı taraf olmalıdır. Adalet duygusunu yitiren bir halk, onurunu da yitirir.

c) Halkımız çürümeye karşı taraf olmalıdır. Bayağılığı, cehaleti, emperyalizmin dayattığı tüketim kültürünü benimseyen bir halkın geleceği yoktur.

d) Halkımız bencilliğe karşı taraf olmalıdır. Dayanışmayan, yardımlaşmayan, toplumun çıkarlarını düşünmeyen bir halk, kötürümleşir.

e) Halkımız eşitsizliklere karşı taraf olmalıdır. İnsanlar ve uluslararası eşitsizlikleri doğal karşılayan bir halk, ezilmekten ve yoksulluktan kurtulamaz.

4. Yurtseverler örgütlenmelidir

a) Halkımız ve yurtseverler kendi güçlerine güvenir, emperyalizmin ve işbirlikçilerin yenilmez olduğu fikrini reddederler.

b) Yurtseverler, emekçi kitlelerin yoksulluk, işsizlik gibi somut ve yakıcı sorunlarına karşı mücadele etmek için antiemperyalist bir konumlanışa gereksindikleri gerçeğinden hareket ederler. Aynı şekilde, emekçi sınıfların iktidar hedefiyle emperyalizme karşı mücadeleyi birbirinden koparmaz, bağımsız ve onurlu bir Türkiye’nin eşitlikçi ve özgür bir Türkiye olacağını vurgularlar.

c) Yurtseverler meydanı mandacı liberallere, yobazlara ve milliyetçilere bırakmazlar. Emperyalist çıkarlara hizmet eden bu akımlardan birini diğerine tercih etmezler.

d) Yurtseverler antiemperyalist mücadelenin sınıfsal bir temele oturtulmasını sağlar, emekçi sınıfların çıkarlarıyla işbirlikçi iktidarların ve emperyalizmin çıkarları arasındaki çelişkiyi somut olaylardan hareketle ortaya koyarlar.

e) Yurtseverler zamanın çok değerli olduğunu bilirler. Emperyalist planları bozmak için, hain ve işbirlikçilerden daha hızlı hareket etmeye çalışır, onlardan daha atak olmaya özen gösterirler.

f) Yurtseverler, örgütlü bir halkın yenilmeyeceğine inanarak, emperyalizme karşı tepkiyi ve öfkeyi örgütlü bir harekete dönüştürmenin yolunu arar. Bu yol, Yurtsever Cephe’nin yoludur.

Enternasyonal ile İstiklal Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Aydemir Güler, Köşe Yazıları, Sonuncu Kavga!.
add a comment

Aydemir Güler 18 Aralık 2007, Salı

Sendika kongrelerinde Enternasyonal dinlemeye alışık değiliz. Tabi, Enternasyonal’i nerede dinlersem dinleyeyim, keyfim yerine gelir; ama, zaman ve mekan 2007′nin Aralık ayında bir otelin toplantı salonunda yapılan bir sendika kongresi ise, keyiflenmekten daha fazla düşünmek gerekiyor. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikasının geçen Cuma günü başlayan genel kurulundan söz ediyorum…

BMİS ve (divan başkanı sıfatıyla hazır bulunan Süleyman Çelebi eliyle) DİSK, Cuma günü çok taahhüt altına girdiler. DİSK ve BMİS Genel Başkanlarının konuşmaları ve toplantının diğer mesajlarından benim çıkartabildiklerimi sıralarsam; sendika esnek çalışmayı kabul etmemekte direnecek, sınıf ve kitle sendikacılığı kavramı öyle rafta serinlemeye bırakılmayacak ve örneğin emperyalizme karşı mücadele gibi başlıklarda hayli politik bir yoruma tabi tutulacak, aynı politik sendikacılık yaklaşımı DİSK genelinde AKP’ye karşı mücadele olarak şiddetlendirilecek, grev bir mücadele silahı olarak kullanılacak, 1 Mayıs 2008 yine Taksim 1 Mayıs Alanında kutlanacak…

Sendika genel kurulları, sendikal anlayışları arasında ciddi bir ayrım olsun olmasın, farklı gruplar arasında mücadelelere sahne olur. En azından alıştığımız budur. BMİS kongresinde böyle bir olgu olmadığından mıdır, bilmiyorum, açılış günü öne çıkan “sağlık ve sosyal güvenlik yasa tasarısına karşı mücadele” olmuştur. Altına girilen taahhütlerden biri de uyarı amaçlı genel grev çağrısıdır. Fotoğrafın buraya kadarı iyidir, ama sendikal hareketin halini bilenler keyiflenmek yerine düşünmeye devam etmelidir.

Sendikal hareket AKP’ye karşı mücadelesini özelleştirmeler karşısında boşta bırakmıştır. Özelleştirmelerin darbesine en fazla maruz kalan ve öne çıkan Petrol-İş yalnız ve tedirgindir. Bir sendikanın mücadelesinde işçi kitlelerinin hareketliliğine dayanmaması mümkün değildir, ama Petrol-İş’in sınıf hareketliliğini yükselten ve politize eden bir çizgi mi izlediği, yoksa merkeze bunu değil, politik dengeleri ve hukuki boşlukları mı yerleştirdiği tartışmalıdır. Bugünün Türkiye’sinde politik dengelerin ve hukuki boşlukların merkeze konduğu her arenada sermayenin ve AKP’nin üstünlük kurmasının kural olduğunu söylemek abartı sayılmamalıdır. Özelleştirmelere karşı verilen en ileri sendikal mücadeleler, sendikal hareketin geri kalanı tarafından yalnız bırakılmış ve kendileri de işçi sınıfı siyasetinin eşiğinde takılıp kalmışlardır.

Türkiye’de esnek çalışmanın damga vurmasa bile sızmadığı toplu sözleşme bulmak kolay değildir. Esnek çalışmaya karşı ilke kararlarıyla kendini bağlamış bulunan sendikalar da, bu açıdan doğrudan ve alenen patrona değilse bile, aynı işkolundaki komşu veya rakip sendikaların imzaladıkları geri sözleşmelere boyun eğmek zorunda kalır.

Grev, Türkiye sendikal hareketinin silahı değil korkusu olmuştur. Çünkü sınıf mücadelesi, emekçilerin yaşamını bir bütün olarak kapsamadığında boşa çıkar. Üyelerinin yarısı AKP’ye oy verdiğinde bunda bir mücadele konusu görmeyerek “demokratik tutum” sergileyen (!), tersine kitleyi huzursuz etmemek veya zorlamamak gerekçesiyle ortalamacılığı tercih eden, işyeri temsilcileri kredi kartı borçlarında somutlanan bir düzen kuşatması altında kaldığında burada bir ideolojik ve kültürel gündem açma ihtiyacı hissetmeyen, “sosyal taraf” sayıldığında koca koca patronlar ve memleket yöneticileriyle aynı masada oturmaktan onur (!) duyan sendika yönetimlerinin grevden korkmaması mümkün müdür?

Türkiye’de mevcut sendikal yasaların, örneğin yüzde on barajı gibi bir maddesi çoğu işkolunda uygulanamaz hale gelmiştir; çünkü sendikalaşma oranı kayıtlı işçiler arasında bile yüzde onun altına çoktandır düşmüş bulunan bir ülkede bu barajı aşacak sendika kalmamıştır! Bu koşullarda Türkiye sendikal hareketi, bu saçma, ve aynı zamanda hukuken gayet zayıf kısıtlamanın kadük olduğunu kanıtlamak ve yırtılıp atılması için mücadeleye kalkışmak yerine, bakanlık tarafından ipinin çekilmesinden korkar haldedir. Bu nitelikteki bir sendikal hareket, on milyonlarca sigortasızı, işsizi, kapsam dışı emekçiyi ve çocuk işçiyi nasıl örgütleyebilir? Kayıtsız işçilerin bir cüzünün sigortalı hale getirilmesi, günümüz ortalama sendikacısı için hayırlı bir olasılık değildir, çünkü bu durumda sendikanın işkolu örgütlülük oranı daha da aşağı düşecektir!

Sendikacılar, yıllardır hükümetler ile kamuoyu vicdanı ve hukuk arasında gidip gelen “sosyal güvenliğin tasfiyesi” gündeminde en fazla mesaiyi bakanlık koridorlarında yapmışlardır. Tasarı bir kez daha Meclise gelirken sendikal hareket içinde kabaca iki eğilim görülmektedir: Bir kesim yasanın nasılsa gelecek yılın ortasından önce yürürlüğe girmeyeceğinden hareketle yatmaya devam demekte, diğerleri ise “bu kadar da olmaz” demektedir!

Bugüne kadar olanın sorumluluğunu paylaşan ikinci ve “ileri” taraf, sağlık kurumları özelleştirilirken, diğer kamu işletmelerinde yaşandığı gibi, bu kez de sağlık emekçilerini yalnız bırakmamış mıdır?

Söz bir kez ağızdan çıktığında ne olur? Türkçe’nin bir deyimine bakarsanız uçar! Hatta daha ağır bir deyim “yalandan kim ölmüş” demektedir! Ama bu kadar kötümser olmaya kesinlikle kimsenin hakkı yoktur.

Yapılması gereken, sözün ağızdan bir kez çıktığında, maddi bir varlık kazandığına inanmaktır. Buna inanmak ve sözlerin takipçisi olmak gerekmektedir. Metal işçisinin yapması gereken budur.

Gelelim Enternasyonal’e… Bu olağanüstü marşın sendika kongrelerinde çalınmasının iyi bir tercih olduğundan çok kuşkuluyum. Bunun çok nedeni var; ama geçen Cuma rast geldiğim bir tanesi diğerlerini saymayı gereksiz hale getiriyor. Kongrede Enternasyonal, bir saat kadar sonra İstiklal Marşı ile “dengelendi.” Derdi zaten başından aşkın olan emekçiler, bir de “her şey emeğin olmalı” ile “ırkıma yok izmihlal” dizelerini bağdaştırmakla uğraştırılmasın derim…

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.