jump to navigation

İşçi ölümü beklerse… Aralık 31, 2007

Posted by ayhankeser in Köşe Yazıları, Kemal Okuyan, Sonuncu Kavga!.
add a comment

Kemal Okuyan 23 Kasım 2007, Cuma

Daha yoğun, daha uzun ve daha kötü koşullarda çalıştırılan işçilerin sağlık sorunları artıyor, iş kazalarıyla daha sık karşılaşılıyor. Konuya ilişkin istatistiklere ihtiyatla yaklaşmak ve kayıtsız işçi çalıştırmanın bu kadar yaygın olduğu ülkemizde iş kazalarının Çalışma Bakanlığı rakamlarının çok üstüne çıktığını bilmemiz gerekiyor.

Fark tek başına sigortasız işçi çalıştırılmasından ya da patronların iş kazalarını gizleme alışkanlığından kaynaklanmıyor. Toplumun ölümle olan ilişkisindeki değişim de iş kazalarının kayda geçilmemesinin nedenlerinden birisi olarak belirginleşiyor.

Ortalama yaşam süresinin uzadığı bir ülkede ölümün sıradanlaşması ilginç bir durumdur. Ölümün yaşamı anlamlı kılan bir doğal olay olarak kavrandığı kültürel bir gelişkinlikten söz etmiyorum. Türkiye’de ölüm, yaşam sıradanlaştığı için, sıradanlaşmaktadır. Bugünkü düzen yaşam ile ölüm arasında doğal olmayan bir geçişkenlik yaratmış, cenaze törenlerinde yükselen feryat ve çığlıklar artarken, ölüm kolayca kanıksanan bir olgu haline gelmiştir.

Korkaklığın, sinmişliğin, boyun eğmişliğin toplumu alabildiğine sardığı bir evrede ölümün bu kadar kolay kabullenilmesi ve ölümle yüz yüze gelmede bu kadar “cesur” olunabilmesi, toplumsal çürüme dediğimiz sürecin bir göstergesidir.

İstanbul’da bir tersane işçisi daha yaşamını yitirdi. Hakkari’de iki işçi elektrik direğinde akıma kapıldı. Bunlar son günlerdeki ölümcül iş kazalarından basına yansıyanlar… Her gün yüzlerce iş kazası oluyor, kazaların bir bölümü iş kazası sayılmıyor bile…

Tersanelerde son aylarda artan ölümler karşısında toplumun duyarsızlığı bir yana, çalışan işçilerin ilgisizliği dikkat çekiyor. Ölen arkadaşının üzerine gazete kağıdı örtüp çalışmaya devam eden işçilerin üzerindeki patron baskısı, işini kaybetmeme kaygısı elbette bir gerçek. Ancak ortada bir başka gerçek daha var. Yarın kendisini de böyle bir sonun beklediğini bilerek aynı koşullarda çalışan bir işçi, ölüm korkusunu aştığı oranda korkuya teslim olmuş ve zavallılaşmıştır.

Dostluktan, iş arkadaşlığından, belki hemşerilikten, insanlıktan geçtim… Yalnızca bencilce duygularla dahi tepki vermesi gereken bir işçinin, “hayat devam ediyor” değil de “iş devam ediyor” diyerek yüzünü öbür yana çevirmesi kolay kabullenilemez.

Bu çürümenin bir kaynağı elbette toplumsal yaşamın dinselleştirilmesidir. Ben bunun ne anlama geldiğini 1999 depreminden hemen sonra gittiğim Sakarya’da görmüştüm. Gölcük, Karamürsel gibi yerleşimlerde ilk şok atlatıldıktan sonra yaşamak ve yaşatmak için gözle görülür bir mücadele sürerken, gericiliğin kol gezdiği Sakarya’da insanlar şaşırtıcı bir biçimde “duruyorlar”dı.

İşçiler de şimdi duruyorlar…

Dinselliğin kuşattığı bir toplum çaresiz ve kayıtsızdır…

İşçiler duruyorsa bunun bir başka nedeni 12 Eylül’le birlikte “işçiler haklıdır” yargısına köklü bir darbe vurulmasıdır. 1970’li yıllarda işçi olmak gurur vericiydi, mücadele eden işçiye genel olarak saygı duyulurdu…

1980’den bu yana, işçi haksız olduğuna ikna edildi. Yoksulsa bu onun yeterince uyanık olmamasıyla ilgiliydi, az kazanıyorsa okumamıştı… Ölüm bekliyorsa tezgahın başında, bu onun dikkatsizliğiydi…

İşçi bunu kendisi için düşünmez ama diğer işçiler için düşünür ve sınıfın parçası olma özelliğini yitirir. Düzenle, patronla hesaplaşmak yerine, kendinden birisiyle hesaplaşmak…

Çürütür…

İşçi sınıfının öncüleri için bu çürümeyi durdurmak, sermaye egemenliğine başkaldırmanın yarısıdır. Ertelenemez, küçümsenemez, yanından dolanılamaz bir görevdir.

kokuyan@sol.org.tr

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.