Yurtsever Cephe’nin Yolu Aralık 31, 2007
Posted by ayhankeser in Yurtsever Cephe.add a comment
| YURTSEVER CEPHE’NİN YOLU |
| Mart 2005 |
| Yurtsever Cephe, yurdunu sevenlerin; meydanı emperyalist yağmacılara ve onların işbirlikçilerine terk etmeyenlerin; çürümeye, gericiliğe ve eşitsizliklere karşı duranların hareketidir. Hareket, toplumsal gücünü emekçi halktan, tarihsel dayanaklarını topraklarımızdaki emperyalizme karşı mücadele geleneğinden alır. Özgür, bağımsız, onurlu bir ülke haline getirmek için yola koyulduğumuz Türkiye, işgalcilere, zalimlere ve onlarla işbirliği yaparak ceplerini dolduran para babalarına terk edilmeyecek kadar değerlidir.
İşçileri, emekçileri, yoksul köylüleri, öğrencileri, aydınları, kısacası yaşamını başkalarının sırtından kazanmayan herkesi, bugüne, geleceğimize ve ülkemize sahip çıkmak için, güçlerini aşağıdaki ilkeler etrafında bir araya getirmeye çağırıyoruz: 1. Türkiye bağımlılık zincirlerini koparmalıdır a) Emperyalist ülkeler ve uluslararası tekeller, çıkarları bu yapılarla örtüşen işbirlikçi hükümetlere yeni-liberal politikalarını kabul ettirmişlerdir. Bu politikalar, IMF, Dünya Bankası ve diğer emperyalist kurumlarca dikte ettirilmekte ve uygulamaya konulmaktadır. Ülkemizi yoksullaştıran, borçlandıran ve uluslararası tekellerin yağması karşısında savunmasız bırakan bu politikalara karşı durulmalı, söz konusu kurumlarla yapılan tüm anlaşmalar tek taraflı olarak feshedilmeli, halkımıza dayatılan yasal ve idari düzenlemeler iptal edilmelidir. b) Avrupa Birliği’nin ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda Türkiye’yi sömürgeleştirmesinden başka sonuç vermeyen “reform” süreci durdurulmalı, Avrupa Birliği’ne üyelik talebi geri çekilmeli, Gümrük Birliği’nden çıkılmalıdır. c) Güvenliğimizi tehdit eden ve Türkiye’yi emperyalist ülkelerin Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar’daki askeri maceralarının peşine takan NATO’dan çıkılmalı; ABD, İsrail ve diğer emperyalist ülkeler ile yapılan stratejik işbirliği anlaşmaları yırtılıp atılmalı; ülkedeki bütün ABD ve NATO üslerine el konulmalıdır. d) Dış politika, barışçı, başka ülkelerin iç işlerine karışmayan, sınırların emperyalist ülkeler tarafından değiştirilmesine karşı duran, halkların karşılıklı çıkarlarını gözeten ve halklar arası dostluğu pekiştiren bir biçimde yeniden düzenlenmelidir. e) Başta ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi adı altında Kafkaslar ve Ortadoğu’da yürüttüğü yayılmacı siyaset olmak üzere, emperyalist ülkelerin açık işgal, askeri müdahale ve hükümet darbeleri gibi yöntemlerle dünya halklarını köleleştirmeye dönük bütün girişimlerine karşı, ezilen halklar ve direnen yurtsever güçlerle işbirliği yapılmalıdır. f) Emperyalist ülkelerin bölme oyununa ve Türk-Yunan gericiliğinin kışkırtmalarına karşı bağımsız bir Kıbrıs hedeflenmeli, Kıbrıslıların ortak devlet mücadelesine yardımcı olunmalı ve Kıbrıs’ın bütün yabancı asker ve üslerden arındırılması için çaba harcanmalıdır. 2. Türkiye piyasa terörüne, karanlığa ve parçalanmaya teslim edilemez a) Emekçi halkımızı yoksullaştıran, işsizliği tırmandıran, sanayiyi ucuz işgücüne dayalı imalata indirgeyen, yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi iç ve dış sömürücü güçlerin talanına terk eden, sosyal güvenlik sistemini çökerten, eğitim ve sağlık gibi temel yaşamsal gereksinimleri paralı hale getiren, tarımı yıkıma uğratan, özelleştirmeci piyasa politikalarıdır. Bu politikalara karşı cephe açmaksızın Türkiye’nin emperyalist ülkelerin tahakkümünden kurtarılması olanaksız olduğundan, sermaye sınıfına karşı siyasal, ekonomik ve ideolojik mücadele yükseltilmelidir. b) Türkiye emekçi sınıflarının ayağa kalkmasını önlemek, bağımsız ve onurlu yaşam özlemlerinin önüne geçmek için yıllardır emperyalistlerce desteklenen yobaz güçlere ve “ılımlı İslam” projesine karşı emekçi aydınlanması savunulmalı, ülkemizin inanan insanları, farkında olmadan emperyalizme hizmet etmekten kurtarılmalıdır. c) Türkler, Kürtler ve ülkemizde yaşayan diğer halklar, ortak bir kurtuluştan başka çıkış yolu olmamasından ve bu ortaklığın emperyalizme karşı mücadelede sağlanabileceğinden hareketle, emperyalist ülkelerin parçalayıcı ve sömürgeleştirici politikalarıyla devletin bu politikalara güç veren inkârcı ve ırkçı uygulamalarına karşı birleşmelidir. 3. Halkımız taraf olmalıdır a) Halkımız haksızlıklara karşı taraf olmalıdır. Haksızlıkları kanıksayan bir halk, haksızlığa uğramaya mahkûmdur. b) Halkımız adaletsizliğe karşı taraf olmalıdır. Adalet duygusunu yitiren bir halk, onurunu da yitirir. c) Halkımız çürümeye karşı taraf olmalıdır. Bayağılığı, cehaleti, emperyalizmin dayattığı tüketim kültürünü benimseyen bir halkın geleceği yoktur. d) Halkımız bencilliğe karşı taraf olmalıdır. Dayanışmayan, yardımlaşmayan, toplumun çıkarlarını düşünmeyen bir halk, kötürümleşir. e) Halkımız eşitsizliklere karşı taraf olmalıdır. İnsanlar ve uluslararası eşitsizlikleri doğal karşılayan bir halk, ezilmekten ve yoksulluktan kurtulamaz. 4. Yurtseverler örgütlenmelidir a) Halkımız ve yurtseverler kendi güçlerine güvenir, emperyalizmin ve işbirlikçilerin yenilmez olduğu fikrini reddederler. b) Yurtseverler, emekçi kitlelerin yoksulluk, işsizlik gibi somut ve yakıcı sorunlarına karşı mücadele etmek için antiemperyalist bir konumlanışa gereksindikleri gerçeğinden hareket ederler. Aynı şekilde, emekçi sınıfların iktidar hedefiyle emperyalizme karşı mücadeleyi birbirinden koparmaz, bağımsız ve onurlu bir Türkiye’nin eşitlikçi ve özgür bir Türkiye olacağını vurgularlar. c) Yurtseverler meydanı mandacı liberallere, yobazlara ve milliyetçilere bırakmazlar. Emperyalist çıkarlara hizmet eden bu akımlardan birini diğerine tercih etmezler. d) Yurtseverler antiemperyalist mücadelenin sınıfsal bir temele oturtulmasını sağlar, emekçi sınıfların çıkarlarıyla işbirlikçi iktidarların ve emperyalizmin çıkarları arasındaki çelişkiyi somut olaylardan hareketle ortaya koyarlar. e) Yurtseverler zamanın çok değerli olduğunu bilirler. Emperyalist planları bozmak için, hain ve işbirlikçilerden daha hızlı hareket etmeye çalışır, onlardan daha atak olmaya özen gösterirler. f) Yurtseverler, örgütlü bir halkın yenilmeyeceğine inanarak, emperyalizme karşı tepkiyi ve öfkeyi örgütlü bir harekete dönüştürmenin yolunu arar. Bu yol, Yurtsever Cephe’nin yoludur. |
Enternasyonal ile İstiklal Aralık 31, 2007
Posted by ayhankeser in Aydemir Güler, Köşe Yazıları, Sonuncu Kavga!.add a comment
Sendika kongrelerinde Enternasyonal dinlemeye alışık değiliz. Tabi, Enternasyonal’i nerede dinlersem dinleyeyim, keyfim yerine gelir; ama, zaman ve mekan 2007′nin Aralık ayında bir otelin toplantı salonunda yapılan bir sendika kongresi ise, keyiflenmekten daha fazla düşünmek gerekiyor. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikasının geçen Cuma günü başlayan genel kurulundan söz ediyorum…
BMİS ve (divan başkanı sıfatıyla hazır bulunan Süleyman Çelebi eliyle) DİSK, Cuma günü çok taahhüt altına girdiler. DİSK ve BMİS Genel Başkanlarının konuşmaları ve toplantının diğer mesajlarından benim çıkartabildiklerimi sıralarsam; sendika esnek çalışmayı kabul etmemekte direnecek, sınıf ve kitle sendikacılığı kavramı öyle rafta serinlemeye bırakılmayacak ve örneğin emperyalizme karşı mücadele gibi başlıklarda hayli politik bir yoruma tabi tutulacak, aynı politik sendikacılık yaklaşımı DİSK genelinde AKP’ye karşı mücadele olarak şiddetlendirilecek, grev bir mücadele silahı olarak kullanılacak, 1 Mayıs 2008 yine Taksim 1 Mayıs Alanında kutlanacak…
Sendika genel kurulları, sendikal anlayışları arasında ciddi bir ayrım olsun olmasın, farklı gruplar arasında mücadelelere sahne olur. En azından alıştığımız budur. BMİS kongresinde böyle bir olgu olmadığından mıdır, bilmiyorum, açılış günü öne çıkan “sağlık ve sosyal güvenlik yasa tasarısına karşı mücadele” olmuştur. Altına girilen taahhütlerden biri de uyarı amaçlı genel grev çağrısıdır. Fotoğrafın buraya kadarı iyidir, ama sendikal hareketin halini bilenler keyiflenmek yerine düşünmeye devam etmelidir.
Sendikal hareket AKP’ye karşı mücadelesini özelleştirmeler karşısında boşta bırakmıştır. Özelleştirmelerin darbesine en fazla maruz kalan ve öne çıkan Petrol-İş yalnız ve tedirgindir. Bir sendikanın mücadelesinde işçi kitlelerinin hareketliliğine dayanmaması mümkün değildir, ama Petrol-İş’in sınıf hareketliliğini yükselten ve politize eden bir çizgi mi izlediği, yoksa merkeze bunu değil, politik dengeleri ve hukuki boşlukları mı yerleştirdiği tartışmalıdır. Bugünün Türkiye’sinde politik dengelerin ve hukuki boşlukların merkeze konduğu her arenada sermayenin ve AKP’nin üstünlük kurmasının kural olduğunu söylemek abartı sayılmamalıdır. Özelleştirmelere karşı verilen en ileri sendikal mücadeleler, sendikal hareketin geri kalanı tarafından yalnız bırakılmış ve kendileri de işçi sınıfı siyasetinin eşiğinde takılıp kalmışlardır.
Türkiye’de esnek çalışmanın damga vurmasa bile sızmadığı toplu sözleşme bulmak kolay değildir. Esnek çalışmaya karşı ilke kararlarıyla kendini bağlamış bulunan sendikalar da, bu açıdan doğrudan ve alenen patrona değilse bile, aynı işkolundaki komşu veya rakip sendikaların imzaladıkları geri sözleşmelere boyun eğmek zorunda kalır.
Grev, Türkiye sendikal hareketinin silahı değil korkusu olmuştur. Çünkü sınıf mücadelesi, emekçilerin yaşamını bir bütün olarak kapsamadığında boşa çıkar. Üyelerinin yarısı AKP’ye oy verdiğinde bunda bir mücadele konusu görmeyerek “demokratik tutum” sergileyen (!), tersine kitleyi huzursuz etmemek veya zorlamamak gerekçesiyle ortalamacılığı tercih eden, işyeri temsilcileri kredi kartı borçlarında somutlanan bir düzen kuşatması altında kaldığında burada bir ideolojik ve kültürel gündem açma ihtiyacı hissetmeyen, “sosyal taraf” sayıldığında koca koca patronlar ve memleket yöneticileriyle aynı masada oturmaktan onur (!) duyan sendika yönetimlerinin grevden korkmaması mümkün müdür?
Türkiye’de mevcut sendikal yasaların, örneğin yüzde on barajı gibi bir maddesi çoğu işkolunda uygulanamaz hale gelmiştir; çünkü sendikalaşma oranı kayıtlı işçiler arasında bile yüzde onun altına çoktandır düşmüş bulunan bir ülkede bu barajı aşacak sendika kalmamıştır! Bu koşullarda Türkiye sendikal hareketi, bu saçma, ve aynı zamanda hukuken gayet zayıf kısıtlamanın kadük olduğunu kanıtlamak ve yırtılıp atılması için mücadeleye kalkışmak yerine, bakanlık tarafından ipinin çekilmesinden korkar haldedir. Bu nitelikteki bir sendikal hareket, on milyonlarca sigortasızı, işsizi, kapsam dışı emekçiyi ve çocuk işçiyi nasıl örgütleyebilir? Kayıtsız işçilerin bir cüzünün sigortalı hale getirilmesi, günümüz ortalama sendikacısı için hayırlı bir olasılık değildir, çünkü bu durumda sendikanın işkolu örgütlülük oranı daha da aşağı düşecektir!
Sendikacılar, yıllardır hükümetler ile kamuoyu vicdanı ve hukuk arasında gidip gelen “sosyal güvenliğin tasfiyesi” gündeminde en fazla mesaiyi bakanlık koridorlarında yapmışlardır. Tasarı bir kez daha Meclise gelirken sendikal hareket içinde kabaca iki eğilim görülmektedir: Bir kesim yasanın nasılsa gelecek yılın ortasından önce yürürlüğe girmeyeceğinden hareketle yatmaya devam demekte, diğerleri ise “bu kadar da olmaz” demektedir!
Bugüne kadar olanın sorumluluğunu paylaşan ikinci ve “ileri” taraf, sağlık kurumları özelleştirilirken, diğer kamu işletmelerinde yaşandığı gibi, bu kez de sağlık emekçilerini yalnız bırakmamış mıdır?
Söz bir kez ağızdan çıktığında ne olur? Türkçe’nin bir deyimine bakarsanız uçar! Hatta daha ağır bir deyim “yalandan kim ölmüş” demektedir! Ama bu kadar kötümser olmaya kesinlikle kimsenin hakkı yoktur.
Yapılması gereken, sözün ağızdan bir kez çıktığında, maddi bir varlık kazandığına inanmaktır. Buna inanmak ve sözlerin takipçisi olmak gerekmektedir. Metal işçisinin yapması gereken budur.
Gelelim Enternasyonal’e… Bu olağanüstü marşın sendika kongrelerinde çalınmasının iyi bir tercih olduğundan çok kuşkuluyum. Bunun çok nedeni var; ama geçen Cuma rast geldiğim bir tanesi diğerlerini saymayı gereksiz hale getiriyor. Kongrede Enternasyonal, bir saat kadar sonra İstiklal Marşı ile “dengelendi.” Derdi zaten başından aşkın olan emekçiler, bir de “her şey emeğin olmalı” ile “ırkıma yok izmihlal” dizelerini bağdaştırmakla uğraştırılmasın derim…
Antepli işçilerden Bakan Şimşek’e yanıt Aralık 31, 2007
Posted by ayhankeser in Gaziantep, Sonuncu Kavga!.add a comment
Gaziantep’ten milletvekili seçilen Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in Türkiye’de ücretlerin yüksek olduğunu söylemesi üzerine Yurtsever İşçi Birliği üyeleri bir bildiri hazırladı. Gaziantep’te yaygın dağıtımı yapılan bildiride işçiler Şimşek’in yalanını yüzüne vurmak için örgütlenme çağrısı yaptı.
soL (Antep) Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in şaşkınlık yaratan açıklamalarına işçilerden yanıt geldi. Türkiye’deki ücretlerin OECD ülkeleri içinde en yüksek ücretler arasında yer aldığını söylemesi üzerine harekete geçen yurtsever Cephe İşçi Birliği üyeleri bir bildiri hazırladı.Bu sabah 06:30’da üç ayrı noktada işçi servislerine dağıtılacağı belirtilen ve bakanın yalancılıkla suçlandığı bildiride; “Telekom işçileri örgütlenen işçilerin nasıl da güçlü olduğunu gösterdi. Aylardır direnen otobüs şoförleri kolkola giren işçilerin direncini gösteriyor. Bu örnekler işçilerin çaresiz olmadığının göstergesi. Örgütlenirsek bu saldırıları püskürtebiliriz. Yurtsever Cephe’li işçiler olarak saflarımızı zayıf düşüren bölünmüşlüğe karşı işçi sınıfının birliği için örgütleniyoruz. Bugün bir işçi olarak hakkımızı yedirmeyeceksek örgütleneceğiz. Mehmet Şimşek’in yalanını yüzüne vurmak için örgütleneceğiz!” denildi.
Gaziantep’ten milletvekili seçilen Şimşek’in açıklamalarının ardından Gama Tekstil işçilerine konu hakkındaki görüşlerini sorduk.
Yusuf: Sayın Mehmet Şimşek ne kadar maaş alıyor? Benim aldığım maaşın 20–25 katını, belki daha fazlasını alıyor. Alsın içerisinden asgari ücreti, gerisini devletin kasasına bıraksın o zaman. Yoksul emekçileri patronlara peşkeş çekiyor, ülkeyi Amerika’ya Avrupa’ya peşkeş çekiyor. Onun söylediğini IMF de söylüyor.
Sayın Mehmet Şimşek’in ekmeğin fiyatından haberi var mı? Ben meyveyi ayda bir yiyorum. Biz bütün zenginlikleri yaratırken 420 milyon neden bize çok görülüyor. Ben oyumu Mehmet Şimşek’e değil TKP Yurtsever Cephe adayına yani fabrikadaki arkadaşıma verdim.
Celal: Oyumu AKP’ye verdim. Henüz duymadım böyle bir şey dediğini ama doğru değil. Ne demek asgari ücret Türkiye’de fazla. O zaman kendisi geçinsin bu parayla. Çok sonra duydum Antep patronları da önermiş Mehmet Şimşek’i milletvekilliğine. Patronların desteklediği biri anca bunu söyler zaten, elimden gelse protesto ederim.
Süleyman: Biz biraz daha hak alıp karın doyurmaya çalışırken bunun söylediği işçiyle dalga geçmektir. Ben biliyorum kimilerinin makyaj malzemesine yetmez bu para, ama bize çok görülüyor. Al şu parayı diyeceksin, fazla değil bir ay geçin, bakalım ne yapacaklar. Gözlerini bu kez asgari ücrete diktiler bunun azı ne kadar olabilir.
Ekrem: AKP’ye oy verdim, haberlerde izledim duydum söylediklerini. Asgari ücret tespit komisyonu toplantılarına denk gelmesi bence hükümetin rengini yani kimden taraf olduğunu gösterir.
Valla açık söyleyeyim herkes gibi ben de kandım AKP’ye oy verirken. Kime vereceğim CHP var MHP bir de AKP ben de herkes gibi AKP’ye verdim pişman oldum.
Abdurrahman: Biz bu sözleri daha önce emperyalist mali kuruluş temsilcilerinden duyduk. Demek ki ağabeyleri böyle istiyor, patronlar böyle istiyor. Onlar isterse tabii AKP de bunu yapmakla mükellef. AKP bunlara borçlu, bunları yapacaktır. 2007seçimlerinde oyların yarısını aldı, bunlar gökten zembille inmedi, bunlardan büyük yardım gördü. Şimdi borcunu ödüyor.
Reform adı altında Sosyal Güvenlik Reformu ile tamamen sağlığı paralı hak getirecektir. Bölgesel asgari ücret uygulaması, asgari ücretteki 16 yaş sınırının 20’ye çıkarılması buna benzer işçi düşmanı yasalarla patronlara olan borcunu ödüyor. İngiltere’den yeminli bu adam aslında emperyalistlere olan borcunu ödüyor. Bence sorun şu örgütlü mücadele ile bu adamları susturmak.
Ali: Ben şunu hep söylerim; suç bizim. Eğer sesimiz çıkmazsa eğer örgütlü mücadele etmesek daha kötü günler önümüzde. Biz örgütlü ve direnme sonucu arkadaşlarımızın işten atılmasını engelledik. Demek ki iş güvencesi örgütsüzlükle değil örgütlü mücadelededir. Bu örgütlülük bu adamın karşısına dikilmekle de olur, hadi bir daha söylesin o zaman asgari ücret yüksek diye…
İşçi ölümü beklerse… Aralık 31, 2007
Posted by ayhankeser in Kemal Okuyan, Köşe Yazıları, Sonuncu Kavga!.add a comment
Daha yoğun, daha uzun ve daha kötü koşullarda çalıştırılan işçilerin sağlık sorunları artıyor, iş kazalarıyla daha sık karşılaşılıyor. Konuya ilişkin istatistiklere ihtiyatla yaklaşmak ve kayıtsız işçi çalıştırmanın bu kadar yaygın olduğu ülkemizde iş kazalarının Çalışma Bakanlığı rakamlarının çok üstüne çıktığını bilmemiz gerekiyor.
Fark tek başına sigortasız işçi çalıştırılmasından ya da patronların iş kazalarını gizleme alışkanlığından kaynaklanmıyor. Toplumun ölümle olan ilişkisindeki değişim de iş kazalarının kayda geçilmemesinin nedenlerinden birisi olarak belirginleşiyor.
Ortalama yaşam süresinin uzadığı bir ülkede ölümün sıradanlaşması ilginç bir durumdur. Ölümün yaşamı anlamlı kılan bir doğal olay olarak kavrandığı kültürel bir gelişkinlikten söz etmiyorum. Türkiye’de ölüm, yaşam sıradanlaştığı için, sıradanlaşmaktadır. Bugünkü düzen yaşam ile ölüm arasında doğal olmayan bir geçişkenlik yaratmış, cenaze törenlerinde yükselen feryat ve çığlıklar artarken, ölüm kolayca kanıksanan bir olgu haline gelmiştir.
Korkaklığın, sinmişliğin, boyun eğmişliğin toplumu alabildiğine sardığı bir evrede ölümün bu kadar kolay kabullenilmesi ve ölümle yüz yüze gelmede bu kadar “cesur” olunabilmesi, toplumsal çürüme dediğimiz sürecin bir göstergesidir.
İstanbul’da bir tersane işçisi daha yaşamını yitirdi. Hakkari’de iki işçi elektrik direğinde akıma kapıldı. Bunlar son günlerdeki ölümcül iş kazalarından basına yansıyanlar… Her gün yüzlerce iş kazası oluyor, kazaların bir bölümü iş kazası sayılmıyor bile…
Tersanelerde son aylarda artan ölümler karşısında toplumun duyarsızlığı bir yana, çalışan işçilerin ilgisizliği dikkat çekiyor. Ölen arkadaşının üzerine gazete kağıdı örtüp çalışmaya devam eden işçilerin üzerindeki patron baskısı, işini kaybetmeme kaygısı elbette bir gerçek. Ancak ortada bir başka gerçek daha var. Yarın kendisini de böyle bir sonun beklediğini bilerek aynı koşullarda çalışan bir işçi, ölüm korkusunu aştığı oranda korkuya teslim olmuş ve zavallılaşmıştır.
Dostluktan, iş arkadaşlığından, belki hemşerilikten, insanlıktan geçtim… Yalnızca bencilce duygularla dahi tepki vermesi gereken bir işçinin, “hayat devam ediyor” değil de “iş devam ediyor” diyerek yüzünü öbür yana çevirmesi kolay kabullenilemez.
Bu çürümenin bir kaynağı elbette toplumsal yaşamın dinselleştirilmesidir. Ben bunun ne anlama geldiğini 1999 depreminden hemen sonra gittiğim Sakarya’da görmüştüm. Gölcük, Karamürsel gibi yerleşimlerde ilk şok atlatıldıktan sonra yaşamak ve yaşatmak için gözle görülür bir mücadele sürerken, gericiliğin kol gezdiği Sakarya’da insanlar şaşırtıcı bir biçimde “duruyorlar”dı.
İşçiler de şimdi duruyorlar…
Dinselliğin kuşattığı bir toplum çaresiz ve kayıtsızdır…
İşçiler duruyorsa bunun bir başka nedeni 12 Eylül’le birlikte “işçiler haklıdır” yargısına köklü bir darbe vurulmasıdır. 1970’li yıllarda işçi olmak gurur vericiydi, mücadele eden işçiye genel olarak saygı duyulurdu…
1980’den bu yana, işçi haksız olduğuna ikna edildi. Yoksulsa bu onun yeterince uyanık olmamasıyla ilgiliydi, az kazanıyorsa okumamıştı… Ölüm bekliyorsa tezgahın başında, bu onun dikkatsizliğiydi…
İşçi bunu kendisi için düşünmez ama diğer işçiler için düşünür ve sınıfın parçası olma özelliğini yitirir. Düzenle, patronla hesaplaşmak yerine, kendinden birisiyle hesaplaşmak…
Çürütür…
İşçi sınıfının öncüleri için bu çürümeyi durdurmak, sermaye egemenliğine başkaldırmanın yarısıdır. Ertelenemez, küçümsenemez, yanından dolanılamaz bir görevdir.
kokuyan@sol.org.tr
Yurtsever Cephe İşçi Birliği Kuruldu! Aralık 31, 2007
Posted by ayhankeser in Sonuncu Kavga!.add a comment
Yurtsever Cephe İşçi Kurultayı sonunda basına yapılan açıklamada, “Yurtsever Cephe’nin işçi çalışmalarının daha bütünlüklü bir biçimde sürdürülmesine yardımcı olacak” Yurtsever Cephe İşçi Birliği’nin kuruluşu ilan edildi.
Kurultay’ın Yurtsever Cephe işçi örgütlerinden 400 delegenin katılımıyla gerçekleştiği belirtilen açıklamada, 35 delegenin de söz alarak konuştuğu ifade edildi.
Yurtsever Cephe İşçi Birliği’nin, Yurtsever Cephe işçi örgütlerinin emek gündemlerindeki eylem, açıklama ve yayınlarında ortak kimliğinin olması karar altına alındı.
Yurtsever Cephe İşçi Kurultayı ayrıca, şu kararları aldığını duyurdu:
“AKP hükümetinin emek düşmanı politikalarına karşı bütünlüklü bir mücadele hattının örülmesi Yurtsever Cephe örgütlerinin gündemindedir.
Emperyalizmin bölgemizde attığı her adım, işçi ve emekçilere yıkımdan başka bir şey getirmemektedir. Ülkemizin savaşa ve bölünmeye sürüklenmesinin önünde duracak yegane güç işçi ve emekçilerin mücadelesiyle gerçekleşecektir.
Ülkemizde Türk ve Kürt emekçilerinin emperyalizme ve sermayeye karşı mücadelesi giderek daha yakıcı hale gelmektedir. Yurtsever Cephe örgütleri, Türk ve Kürt işçilerinin, emekçilerinin mücadele örgütleridir.”
