Tekel işçisi: kararlıyız
Samsun TEKEL Ballıca Fabrikası işçileri, 1925′te Fransızların elinde “reji” iken geri alınan TEKEL’in, Cumhuriyet’in temel kurumlarından birini satmanın büyük bir ihanet olduğunu söylüyor.
soL Özelleştirme kapsamında olan Samsum TEKEL Ballıca Fabrikası işçileri Mahmut Albayrak, İsa Dalkılıç, Murat Sever ve Mustafa Asan ile TEKEL’in özelleştirilmesi sürecinde neler yaşadıklarını, özelleştirmeye karşı direnişlerini ve 25 Ocak ihale tarihine dek nasıl bir mücadele öngördüklerini konuştuk.
Kendinizi tanıtır mısınız? Fabrikadaki göreviniz nedir?
Mahmut Albayrak: Ben kazan dairesinde teknisyen olarak çalışıyorum.
İsa Dalkılıç: Vardiya ikide salon sorumlusu ustayım, makinede operatörüm.
Murat Sever: Puantörlükte işçilerin akitlerine günlük yevmiyelerini yazıyorum.
Mustafa Asan: Muhasebe şubesindeyim, sigara maliyetlerinin hesabını yapıyorum.
15 Aralık’tan bu yana çoluk çocuk ailece direniştesiniz. 21 Aralık’ta da fabrikaya gelen alıcıları engellemek için bir eylem gerçekleştirdiniz. Neler yaşandı, bu süreci anlatır mısınız?
Mustafa Asan: 21 Aralık’tan önce 15 Aralık’ta İngiliz Emperyal şirketi fabrikamıza görücüye geldi. Direnişimizle karşılaşıp fabrikaya giremeden gittiler. 15 Aralık’ta aynı gün bizden sonra Tokat ve İstanbul’daki TEKEL fabrikalarını da gezmek istediler, oralara da giremediler. 15 Aralık’ta işçinin fabrikadaki kararlılığını gördükleri için 21 Aralık’ta büyük bir güçle 200-300 civarında polisle panzerlerle birlikte fabrikamıza geldiler. Bayramın ilk günü Tokat’ta, ikinci günün sabahı Ballıca’da daha bayramını kutlayamadan işçilere baskın yaptılar.
Biz aldığımız duyumlarla o anda toplayabildiğimiz 50 işçi arkadaşımızla kapının önüne ateş yakarak barikat kurduk. Barikatımızı panzerlerle yıktılar. Otobüslerin içinde yabancı şirket elemanlarını, polis üniforması giydirerek fabrikaya soktular. Bu yüzden işçiler kim polis, kim alıcı tanıyamadı bile. Polisler kıyafetlerini bu alıcıların üstünde görmeyi kendilerine ne kadar yakıştırdılar bilemiyorum.
İsa Dalkılıç: Alıcılar ve polis üç dört saat içeride kaldılar. İşçiler hiçbir şekilde nizamiye kapısından içeri alınmadılar. Bu arada, alıcıların geldiğini duyan başka işçiler, çoluk çocuk ve kadınlar fabrikaya akın ettiler. Çıkışta nizamiyenin bir kapısını araçlarla kapattık, oradan çıkamadılar. Bu sefer ana nizamiyenin kapısından polis üniformalarıyla çıktılar. Orada büyük bir arbede oldu ve fabrikayı terk ettiler. Biz TEKEL işçisinin kolay satılamayacağını, böyle gözdağlarıyla direnişinin kırılmayacağını göstereceğiz. Görecekler o fabrikalarda bizim işçimizin neler yapabileceğini, TEKEL kiminmiş görecekler. Kanımızın son damlasına kadar direneceğiz. Biz satılmasını istemiyoruz. Kâra geçen bir kuruluşu neden satıyorlar?
Murat Sever: Samsun artık hayalet bir şehir oldu. Suç oranları çok yüksek bir kent oldu. Elimizde tek Ballıca Sigara kaldı. Biz aç kalırsak esnaf da aç kalacak, halk da aç kalacak.
Özelleşen yerlerde, örneğin içkide en son işçilere dendi ki, şirkette iş garantisi vereceğiz. Özelde kalanların haricindekileri sigara fabrikalarına yolladılar ama bizim böyle bir şansımız da kalmadı. Bize iş güvencesi vermelerini istiyoruz. Yerimizden yurdumuzdan edecekler bizi. Şu an fabrikamıza gelen 800 mevcudumuzun 550’si 47 il ve ilçeden gelenlerdir. Onlar yersiz yurtsuz olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorlar. İnsanlar tedirgin, işçiler önünü göremiyor.
Fabrikaya müşteri olarak kimler geldi biliyor musunuz?
Murat Sever: Doğan grubunun ortağı var Ciner diye… BAT geldi, dört firma geldi toplam. Bizim anlamadığımız şu: Biz kimiz, ne yaptık da dört tane panzeri üstümüze salıyorlar? Bize sermayenin gücünü mü göstermek istiyorlar? Biz zaten biliyoruz, tanıyoruz onları. Biz ekmeğimizin devam etmesini istiyoruz.
Engiz halkına bakıyoruz. Bir milletvekili konuşma yapıyor “onlar işten çıkarsa bütün Engiz halkını işe alacağım” diyor. Bu fabrikada makine çalıştırmak kolay mı? Sokaktan adam tutup bu makineleri çalıştıramazlar. İşsizlikten dolayı Engiz halkı da bize destek vermiyor. Engiz’in işsiz gençleri biz atılırsak kendilerinin fabrikaya alınacağını sanıyor.
İsa Dalkılıç: Ben Engizliyim, arkadaş doğru diyor. TEKEL işçileri gidecek, biz işe gireceğiz diyorlar. Oradaki, fabrikadaki atmosferi görseydiniz; hepimiz çocuklar gibi ağladık. Çünkü, o fabrikayı ne çilelerle zorluklarla kurduğumuzu sadece biz biliyoruz. Ne vekiller bilir ne de başbakan bilir bunu. 6 makineyken satmaya kalktılar fabrikamızı, bugün 14 makine var. Bu fabrikanın değeri bugün beş buçuk milyar dolardan aşağı değildir. 4-C denilen maddeyi de devreye sokarak bizi öldürmek istiyorlar.
Kuzey Irak’ta uçaklar her tarafı bombalıyor. Düşmanı dışarıda aramaya gerek yok. Düşman içeride. Yabancı firmalar içeriye alınıp ülkeyi işgal ettiriyorlar.
Ballıca’daki TEKEL işçisinin bu sürece genel bakışı nasıldır? Diğer şehirlerdeki fabrikalarda da aynı ruh hali var mıdır sizce?
Mahmut Albayrak: Yılgınlık, moral bozukluğu yaşanıyor ama buna teslim olmayıp üretimden taviz vermiyoruz. Moralimiz bozuk olsa da üç vardiya 24 saat çalıştırıyoruz fabrikayı. Tokat’ta, İstanbul’da ne olup bittiğini de biliyoruz, takip ediyoruz.
TEKEL’in özelleştirilmesine niye karşısınız? Niçin mücadele ediyorsunuz?
İsa Dalkılıç: Kendi yaptığımız sigarayı kendimiz tüketiyoruz zaten… Barzani’nin Vigor sigarası neden satılsın bu memlekette? Yabancıya ihtiyaç yok ki. Ballıca zarar etmiyor, çok iyi biliyoruz. 2001 sigarasının paket maliyeti 450 bin lira. Ekmeğimizin elimizden alınmak istenmesi zorumuza gidiyor. Hırsızlık mı yapalım? Azot, bakır gitti; oradan atılanlar arkadaşlarımız bizim. 1200 YTL aldığımız para. Halkı bize düşman etmeye çalışıyorlar yıllardır. “Mükemmel para alıyor sigara fabrikasında çalışanlar” diyorlar, oysa almıyoruz.
Murat Sever: Türk-İş Kongresi’nde işçiydim, ben de sözleşme yaşadım diyen Başbakan, bu kadar emekçiyi Kurban Bayramı’nda fabrikanın önüne dikti. Böyle bir müslümanlık yok. İşsizlerle bizi karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Öyle kararlıyız ki, Türkiye sesimiz duyacak. 25 Ocak ihale tarihine kadar canımız pahasına da olsa direneceğiz. Yaşarken ölmeye benzer bizimkisi. Ölmüş eşek kurttan korkar mı? Kaybedecek hiçbir şeyimiz yok, o fabrikalardan bizim cesetlerimizi çıkarmaları gerek.
İşten atılmaktan mı korkuyorsunuz? Sendikasızlaştırılmaktan mı? Kaygılarınız neler?
Mustafa Asan: Özel sektörde sendika hakkın yok, ne verirlerse onu kabul etmek zorunda işçiler. Bizim endişemiz bu. Özel sektör alıyor, en fazla iki yıl sonra ya kapatıyor ya da asgari ücretle çalışırsan çalış, yoksa dışarı. Arkadaşlarımızın hepsini çıkardılar, hepsini 4-C’ye tabi tuttular ama 4-C öldürücü. Zaten kira 500 YTL, hepsi kiracı. Ne yapar 500 milyonla bir işçi? 3 çocuğum var. TEKEL’de emeğimiz çok, satılmasını o yüzden istemiyoruz. Devlet bugüne kadar bizim emeğimizden kazandı.
Murat Sever: 1925’te Fransızların elinden reji iken geri aldık. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken TEKEL’in kasasından nakit para çıkmıştır. O yüzden TEKEL vatandır. Cumhuriyetin temel kurumlarından birini satmak vatana ihanettir.
25 Ocak’a kadar teklifler alınacak. Acaba nasıl bir mücadele öngörüyorsunuz? Ne yapacaksınız?
Mustafa Asan: Şu ana dek yaptığımız eylemler yerel bazdadır. Ankara’daki eyleme hep birlikte gideceğiz. Tüm ailelerle birlikte 35-40 bin kişi civarındayız. Eylemle ilgili alacakları karara komple uyacağız. Sadece TEKEL değil hiçbir kurum özelleşmesin istiyoruz. Onun için Ankara’da olacağız.
Taliplerden biri Citibank-Doğan grubu. Evinizde bu adamın televizyonlarını izliyorsunuz, gazetesini okuyorsunuz. Bu konuda neler hissediyorsunuz?
Mustafa Asan: Doğan grubu TEKEL’e talip ama bunu parasal olarak düşünmüyor. Sermayeyi ele geçirmek derdi, alacak iki sene sonra devredecek. Geçmişte bunu Limak grubu yaptı, içki fabrikalarını aldı, iki sene sonra Amerikan şirketine devretti.
Özelleştirme yalnızca TEKEL işçisinin değil tüm emekçilerinin sorunu biliyorsunuz. Tüm kamu kurumları elden çıkarılırken şimdi elektrik, otoyollar, köprüler sırada. Tüm bu yıkım getirecek özelleştirmelere karşı nasıl durulabilir? Nasıl mücadele edilmeli?
Mustafa Asan: TEKEL satılıyor ses yok, Şeker satılacak ses çıkmayacak. Herkes örgütlenip sesini çıkarırsa herkes tepkisini koyarsa satamayacaklar.
Mahmut Albayrak: Yavaş yavaş ülke satılıyor, yabancılaştırılıyor. Ülkeye sendikalardan önce halkın sahip çıkması gerekiyor. Ama bizim halkımız ne yapsın? 420 milyona bütün gün çalışıyor, gazete bile okuyacak vakit bulamıyor. Ölü toprağı serptiler. Önce halkı bilinçlendirmek gerek. Başbakan Kayseri’de konuşurken halka “420 milyon az diyorsunuz. Bir simit, bir çay üç öğün yerseniz 120 milyon artıyor” diyor ve halk alkışlıyordu. Bu korkunç bir durum.
İsa Dalkılıç: Genelde işçi arkadaşların serzenişleri var genel merkezle ilgili onlar yukarda ne yapıyor diyorlar. Örgütlü işçilerin şubesine, genel merkezine güvenmekten ve kenetlenmekten başka şansı yok, güvenmek zorundayız.
Murat Sever: Urfa’da biri konuşmaya kalktı susturdular. Konuşanı susturuyorlar şimdi. Harçlar ne olacak diyen üniversiteliye “Sus, ben çalışıyordum üniversitede okurken” diyen, çiftçi konuşunca “Ananı da al git” diyen bir başbakanımız var. AKP’nin Türkiye’ye hiçbir katkısı yok, çalışan fabrikaları PETKİM’i, TÜPRAŞ’ı, TEKEL’i bütün kurumları IMF’nin emriyle elden çıkarıyor. Artık halkın dur demesi gerek. Muhalif partilerin dur demesi gerek. 11 yıllık işçiyim, iki çocuğum var. Hiç tatil yapmadım.
Özelleştirme politikalarını meclisteki tüm partilerin benimsediği anlaşılıyor. Halk bu politikaların yıkıcı sonuçlarını bilmediği için mi bu partilere oy verdi? Örneğin, siz hangi partiye oy verdiniz?
Mahmut Albayrak: Ben CHP’ye oy verdim.
İsa Dalkılıç: Ben de DP’ye oy verdim, babam da o partinin üyelerinden.
Mustafa Asan: Hangi parti bizim hakkımızı savunacaksa ona verin dedik biz arkadaşlarımıza. Bizi ziyaret eden AKP vekil adaylarının hepsi sizi satacağız dediler. Biz AKP hariç kime verirseniz verin dedik, ben de onlardan birine verdim.
Murat Sever: Biri CHP’ye, biri DP’ye oy vemiş, biri de AKP’ye vermeyin demiş. O zaman kim verdi AKP’ye? AKP de bana kaldı, ne yapalım!
AKP ve özelleştirmeler konusunda genel olarak ne düşünüyorsunuz?
Mahmut Albayrak: AKP vatanı satıyor. Arkasına da medyayı aldı. Dini duygularını sömürdüler insanların. Ama Türk halkı hesabını soracak bunlardan. Seçim arifesinde PETKİM’i satan, şimdi TEKEL’i satmaya kalkanlardan hesap sorulacak. Duble yollara niye hız verdiklerini şimdi anlıyorum. Maliye Bakanımız diyor ki, yolları da satacağız. Maliye Bakanına çok güzel bir meslek buldum. Bakanlığı sona erdikten sonra yapacağı tek bir iş var. Müzayede salonlarında “Satıyorum!… Sattım!” diye bağırsın. Başka bir iş yapmasın. Çünkü uzman satış konusunda.
İsa Dalkılıç: Başbakanın Kemal Abisi Unakıtan, SEKA’nın müdürüyken özelleştirmeye karşıymış, bugün Maliye Bakanı oldu kendisi özelleştiriyor. Bugün dediği tek şey var “Parayı bulayım, babamı satarım.”
Murat Sever: Türkiye sınırları içinde maliye bakanını gördüğüm zaman yanına asla yaklaşmayacağım, çünkü beni de satabilir.
Mahmut Albayrak: AKP özelleştirme ve rant demektir. AKP hükümeti, parayı veren düdüğü çalar diyor. Bizim çocuklar geleceksiz, onların çocuklarına Allah yürü ya kulum diyor. Müslümanlık bu mu?
Mustafa Asan: İş yok, ekmek yok. Bıçak kemiğe dayandı.
Yazılı ve görsel medyanın direnişinize bakışı nasıl, yeterince yer bulabiliyor musunuz?
Mustafa Asan: Yerel medya destek veriyor ancak ulusal basının tavrı belli. Zaten onların patronları fabrikamıza talip. Hiçbir şekilde basında yer vermiyorlar; işçinin sefaletini, gözündeki ifadeyi yansıtmıyorlar.
Mahmut Albayrak: Basın susuyor. Mankenleri, Bülent Ersoy’u saatlerce gösteren, halkını göstermeyen bir medya var. Ben Murat’la aynı mahallede yaşıyorum, Bizim mahalleden komşularımız, yüzlerini gizleyip pazar yerinden arta kalan yerlerdeki atılmış yiyecekleri topluyorlar. Ulusal medya diye bir şey yok, şarlatanlar var. Halkla alay ediyorlar.
İsa Dalkılıç: Tokat, İstanbul ve biz direniyoruz ama basın susuyor.
Siyasi partiler ve diğer politik oluşumlardan beklentileriniz nedir?
Mustafa Asan: Daha fazla destek ve sesimizi her yere ulaştırmalarını istiyoruz. Kim sesimizi duyurursa biz onun peşindeyiz.
İsa Dalkılıç: Sigara fabrikasında yani yaprak işlemede önceden 3 bin işçi vardı. Azot, Bakır, Et-Balık, Yem Sanayi, Çarşamba Şeker hepsi gitti. Size çok yük düşüyor. Yazarlarınızla, haberlerinizle bizim sesimiz olun.
Mustafa Asan: Önceden TV’de öğrenci eylemlerini, direnişlerini gördüğümde kınardım; “bunlar komünist ülkeyi karıştırmaya çalışıyorlar” derdim. Ama anladım ki herkes ekmeği ve hakları için direniyormuş. Yaşamayınca bilmiyor insan.
Murat Sever: İnsanlar hak aradığında komünist, solcu, allahsız diyorlar. Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın dedik, sıra bize geldi.
Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
Biz teşekkür ederiz.
(Belma Nur)
Yorumlar»
No comments yet — be the first.